• Mehmet Öner

Tamamen yerli ürünlerin fiyatları neden artıyor? Stokçuluk ve fırsatçılık mı?

İthal ürünlerin fiyatının döviz kurundaki artışa bağlı olarak artmasına hemen kimsenin itirazı yok. Herkes dolar veya euroya bağlı olarak ithal edilen ürünlerin fiyatının, kura bağlı olduğunu, hoşumuza gitmese de artacağını biliyor ve kabulleniyor. Ancak ithal edilmeyen, tamamen yurdumuzda üretilen yada yetiştirilen tarım ve sanayi ürünlerindeki bu dönemde yaşanan fiyat artışlarının gerekçesini kimse anlayamıyor ve kabullenmiyor. Yerli ürünlere zam yapan firmaları stokçulukla, fırsatçılıkla suçluyor.

Durum gerçekten böyle mi? Yerli ürünlere firmalar mı zam yapıyor yoksa ürünlerin piyasa fiyatları mı yükseliyor? Fırsatçılık yaparak, stokçuluk yaparak yerli ürünlere zam mı yapılıyor yoksa kabullenmemiz gereken başka bir gerçek mi var? Ve hatta bu zamların devamı gelecek, tüm yerli ürünlerde bu durumu yaşayacak mıyız acaba?

Hepimiz dil bilen, kültürel olarak gelişmiş dünya insanı olamasak da her birimizin tek tek dünya tüketicisi konumuna geldiğini kabullenmemiz, dünya fiyatlarından alışveriş yapmaya alışmamız, dünya fiyatlarından gelir elde etmeye odaklanmamız gerekiyor.

Konu hakkındaki değerlendirmelerimi içeren Türkiye Asansör Sanayicileri Federasyonu TASFED'in yayın organı Haber Asansörü dergisi Temmuz - Ağustos 2022 sayısında yayınlanan yazım.


Tamamen yerli ürünlerin fiyatları neden artıyor? Stokçuluk ve fırsatçılık mı?



Mehmet Öner

Maliye Bakanlığı Eski Baş Hesap Uzmanı

Yeminli Mali Müşavir

moner@monerymm.com


İthal ürünlerin fiyatının döviz kurundaki artışa bağlı olarak artmasına hemen kimsenin itirazı yok. Herkes dolar veya euroya bağlı olarak ithal edilen ürünlerin fiyatının, kura bağlı olduğunu, hoşumuza gitmese de artacağını biliyor ve kabulleniyor. Ancak ithal edilmeyen, tamamen yurdumuzda üretilen yada yetiştirilen tarım ve sanayi ürünlerindeki bu dönemde yaşanan fiyat artışlarının gerekçesini kimse anlayamıyor ve kabullenmiyor. Yerli ürünlere zam yapan firmaları stokçulukla, fırsatçılıkla suçluyor.

Durum gerçekten böyle mi? Yerli ürünlere firmalar mı zam yapıyor yoksa ürünlerin piyasa fiyatları mı yükseliyor? Fırsatçılık yaparak, stokçuluk yaparak yerli ürünlere zam mı yapılıyor yoksa kabullenmemiz gereken başka bir gerçek mi var? Ve hatta bu zamların devamı gelecek, tüm yerli ürünlerde bu durumu yaşayacak mıyız acaba?

Bu sorulara doğru cevap verebilmek için döviz kuru artınca ne olduğuna basitçe bakmak gerekiyor. Biri ithal, biri tamamen yerli üretim iki ürün açısından kur artışının sonuçlarına kısaca bakalım. İki ürünün de kur artışı öncesi Türkiye’deki satış fiyatının 8 TL, yurtdışı fiyatlarının 1 dolar ve dolar kurunun 8 TL olduğunu kabul edelim.

1 dolara ithal edilen ürün kur 8 TL iken yurtiçinde 8 TL ye satılırken, kur 16 TL ye çıktığında yurtiçi satış fiyatı 16 TL ye yükselecektir. Bu fiyat yükselmesi, yeni ve yüksek fiyatın alabilecekleri fiyatın üzerinde olduğunu düşünen tüketicilerin bu ürünü almaktan vazgeçmelerine sebep olacak ve ürünün yurtiçindeki satış miktarı fiyatın 8 TL olduğu döneme kıyasla azalacak, dolayısıyla ithal edilen miktarı düşecek, ödemeler dengesi ve cari açığa olumlu etkide bulunacaktır.

Yurtiçinde 8 TL ye satılan tamamen yerli olarak üretilen veya yetiştirilen tarım ve sanayi ürünleri ise yurtdışındaki fiyatının 1 dolar olması sebebiyle, ihraç da edilse, satıcısına yine 8 TL hasılat sağlaması sebebiyle, ihracat için yapılacak nakliye masrafları ve diğer masrafların ihracat bedelini yurtiçi satış fiyatı olan 8 TL nin altına düşürmesi sebebiyle, kur 8 TL iken ihraç edilmeyecek, yurtiçinde 8 TL den satılacaktır. Ancak kurun 16 TL ye çıkması durumunda ürününü yurtiçinde 8 TL ye satan firmalar yurtdışına 1 dolarlık ihracat fiyatı karşılığında 16 TL hasılat elde etmeye başladıklarını görünce ürünlerini yurtiçi piyasada satmak yerine ihraç etmeye başlayacaklardır. Yapılmaya başlanan ihracat sebebiyle, 8 TL lik kur seviyesindekine göre daha az miktarda yerli ürünün yurtiçi piyasada satışa sunulması sonucu, normal arz talep dengesine göre oluşan piyasa satış fiyatı kendi kendine yükselecektir.

Bu yükseliş ne fırsatçılıktır, ne de ürünlerin stoklanmasından kaynaklanmaktadır; serbest piyasa ekonomisindeki sağlıklı işleyen fiyat mekanizmasının sonucudur. Televizyonlarda yayınlanan toptancı hallerdeki görüntü ve söylenenler doğrudur; toptancı hallere kur artışından önceki dönemlerden daha az ürün satış için gelmektedir. Bunun sebebi ihracatın fiyat olarak cazip hale gelmesidir; stokçulukla alakası yoktur. Aynı durum Türkiye’de üretilen başta inşaat malzemeleri olmak üzere yerli üretim sanayi ürünleri için de şu anda yaşanmaktadır. Kur artışı sebebiyle cazip hale gelen ihracat fiyatları ile ihraç edilen ürün miktarı önemli ölçüde arttığı için, bu ürünlerin hem yurt içi TL fiyatları artmış hem de ürün yurtiçi piyasada bulunamaz hale gelmiştir.

Serbest piyasa ekonomisinde döviz kurundaki artış ithalatı azaltıcı; ihracatı artırıcı etki yapar. Kur artınca, ilk 6 ayda üretim kapasitesi kolaylıkla artırılamadığı için, yurtiçine satılacak ürünler ihraç edilmeye başlar ve ihracat başlayan ürünlerde yurtiçi fiyatlar kendiliğinden artar. Durum kısaca budur. Ortada ne stokçuluk, ne fırsatçılık var. Piyasa ekonomisi denilen sistemin basit işleyişi yaşadığımız. Sorun üretim, tüketim yapımızda ve dünya ekonomisine entegre oluş biçimimizde. Yoksa ortaya çıkan sonuç iki ile ikinin çarpımının dört olmasından farksız.

2015 yılı kasım ayında yaşanan Rusya ile uçak düşürme krizinden önce, halde 1.00 TL ile 2.10 TL arasında alıcı bulan domatesin Rus ambargosu sonucu ihracatın düşmesi sonrası 2015 Aralık ayında 50 kuruş ile 1 lira arasında satılmaya başlanması ihracatın yurtiçi fiyatlara ne oranda etki yaptığı konusunda net örnektir. Yine Aralık 2016 döneminde ihracatın başlaması sebebiyle yumurta fiyatlarının % 100 artması başka bir yaşanmış örnektir.

Yerli ürünlerdeki fiyat artışı tüm ürünlerde yaşanır mı, fiyat artışı nereye kadar sürecektir? Bu sorunun cevabı basitçe ihracat imkanı olan tüm yerli ürünlerin fiyatlarının, yapılacak ihracat sebebiyle en az önümüzdeki 6 ayda artacağıdır. Fiyat artışı önce yüksek oranda ve sert, daha sonra daha yavaşlayan bir tempoda olacaktır. Fiyat artışı da yerli ürünlerin fiyatları, yurtdışı piyasalardaki fiyatlar seviyesine ulaşana kadar devam edecektir.

Eylül 2018 döneminde kurlardaki artış sebebiyle ihracatı başlayana ve bu sebeple yurt içi fiyatı yükselmeye başlayan un ihracatına Ticaret Bakanlığı’ca “un fiyatlarında istikrarı sağlamak, tüketicimizi korumak ve spekülasyonun önüne geçmek” amacıyla yasaklama getirilmişti. Yine Mart 2022 döneminde bu sefer Rusya-Ukrayna savaşının sebep olduğu tedarik problemleri sebebiyle yine un ihracatına sınırlama kararı alındı. Un ihracatına getirilen bu sınırlamalar serbest piyasa ekonomisine “haklı gerekçe” ile yapılan müdahaledir. Ancak çözüm değildir.

Döviz kurundaki artışa bağlı olarak başlayan veya artan ihracat özellikle hasadı tamamlanmış, satışa sunulmak üzere olan tarım ürünleri yurtiçi fiyatının artmasına sebep olacaktır. Bu aslında yerli paranın değer kaybederken ihracatın cazip olması sonucu, yemeyip dişimizden ve tırnağımızdan artırdığımızı ihraç etmemiz sonucunu doğuran piyasa gerçeğidir. Böyle bir duruma düşmemenin yolu döviz ihtiyacını azaltmak, ithal tüketimi kontrol altına almak ve yüksek katma değerli sanayi ürünü ihraç eden üretim yapısına geçmektir. Tedbirini almazsak I Phone ithal etmek için yediğimiz unu, ekmeği yarıya düşürüp, iki katı fiyatla ekmek yiyip, çoluğun çocuğun yiyeceği un, nohut, mercimek ne varsa ihraç etmek zorunda kalırız.

Türk ekonomisi dünya ekonomisine entegre olmuş bir ekonomidir. Tükettiğimiz tüm ürünleri ister ithal olsun, ister yerli üretim olsun dünya fiyatlarından satın almaya alışmamız gerekiyor. Dolar ve eurodaki artışlar kullandığımız tüm ürünlerin fiyatlarına ithal olsun yerli olsun anında yansıyacaktır. Hepimiz dil bilen, kültürel olarak gelişmiş dünya insanı olamasak da her birimizin tek tek dünya tüketicisi konumuna geldiğini kabullenmemiz, dünya fiyatlarından alışveriş yapmaya alışmamız, dünya fiyatlarından gelir elde etmeye odaklanmamız gerekiyor. Bunun yolu da hem devlet, hem şirketler, hem de kişiler olarak en az kullandığımız ithal ürünlere ödememiz gereken döviz kadar döviz kazanacak, ihracat yapacak bir Türkiye, ihracat yapacak şirket, iş ve hayat kurmaktır. Almaya, Japonya ve Çin gibi daha fazlasını kazanıp cari fazla verebilirsek kur dalgalanmaları hayatımızı bu kadar derinden etkileyemeyecektir.